Yaz geldi. Şehirlerden kumsallara kaçma/göçme zamanı. Benim için cennetin tanımlarından biridir; deniz kıyısında otururken, kendimi denizden esen hafif rüzgarların bütün notalarına eşlik ederken bulmak. Hafif bir varoluş hali kaplar bütün benliğimi, özgürlüğümü yeniden bulurum güneşin altında.

2014 ün ağustos ayının başlarında bu yazıyı yazmayı koyulduğum sıralarda büyük bir deniz özlemi içerisindeyim. Topraktan yaratılmış bedenim sanki yıllardır suyla buluşmayı arzuluyor gibi atmak istiyor kendini denizlere, okyanuslara… Bu duygular beni geçmişin kumlarla, deniz tuzu kokusuyla yoğrulmuş anılarına doğru yolculuğa çıkardı. Bu güne kadar gördüğüm denizler ve kumsallarla ilgili seyahat anılarım birer birer bellekten zihnimin yüzeyine vururken, aralarından bir kaç tanesinin neredeyse gerçek kadar parlak görüntüleriyle karşılaştım. Bunlardan yalnızca beş tanesini paylaşmak istesem hangilerini seçerdim diye düşünürken aşağıdaki liste ortaya çıktı.

1. Sulubahçe, Bozcaada(Tenedos).

Sulubahçe koyu, Bozcaada’ya beni çeken bir sürü şeyden sadece biri, ama en değerlisi. Kış ortası olmadığı müddetçe adayı hangi ayda ziyaret edersem edeyim, sularına girmeden asla ayrılmayacağım özel bir yer. Sulubahçe, adanın popüler plajı Ayazma’dan bir kaç km uzaklıktaki yabani ve bakir koylardan biri. Derin mavi sularının kesinlikle arındırıcı, iyileştirici, bedeni yenileyen, gençlik ve mutluluk aşılayan bir yanı var. Denizin en güzel olduğu zamanı Eylül ortası-Ekim başı. Yunanlı bilge Heredot’a katılmamak elde değil. “Tanrı, Tenedos’u insanları uzun ömürlü olsun diye yarattı”.

2. Monterosso al Mare, Monterosso, İtalya.

İtalya’nın kuzey batısında, Liguria denizini kucaklayan Cinque Terre bölgesindeki köylerden birisi olan Monterosso oldukça uzun bir kumsala sahip. Çok turistik bir tatil yeri olması nedeniyle plajları her zaman tıklım tıklım. Fakat köyün limon bahçeleriyle dolu eski merkezindeki plajını hem diğerlerinden uzakta olması, hem de oradayken konakladığım yere sadece bir kaç dakika yürüme mesafesinde olması nedeniyle tercih etmiştim. Giriş ücreti diğerlerinin iki katı olduğu için pek tercih edilmeyen bu sakin plajın huzurlu ve dinlendirici bir atmosferi var. On gün kaldığım Monterosso’da gün aşırı o plaja gider, Liguria denizinin cam gibi sularında, ipeksi dalgalarıyla doyasıya oynar ve akşam üstü olunca limon kokulu sokaklara geri döner, restoranların akşam yemeği hazırlığı telaşını izlerdim.

fg

3. Skala Prinos, Thassos, Yunanistan.

Thassos, ilk Yunan adası deneyimim olarak bana komşunun adalarının dillere destan güzelliğiyle tanışma fırsatı yarattı. Hiç gitmediğim ama fotoğraflarından göz alıcı bir gösterişe sahip olduklarını düşündürten Mykonos, Santorini veya Girit adalarının tarzına sahip değil Thasos. Daha az turistik, daha Yunan. Gerçek bir Egeli gibi, salaş, umarsız ve mutlu. Mavi suları kadar yeşili de insanı büyülüyor. Adanın batısında yer alan Skala Prinos’un plajı ilk bakışta bakımsız gözüküyor. Bu yabani koyda kumların içinde yürürken ayağınıza batma olasılığı yüksek, denizden gelen bir sürü şey karşınıza çıkabiliyor. Denizin hemen yanında başlayan ormanlık bölgenin içindeki bir kaç tane otel dışında kalacak pek bir yer yok. Daha çok karavanlı turistlerin geldiği, araçlarını denize yakın yerlerde park edebilecekleri geniş arazilerin olduğu bir yer. Adanın en turistik olduğu Ağustos ayında gitmeme rağmen Skala Prinos çok sessizdi. Vahşiliğinden dolayı konforlu turistlerin uzak durduğu plajını başıboşluğundan dolayı sevdim. Kumsalındaki ağaçlardan bir tanesinden kendime arkadaş yaptım. Onun gölgesinde uzandım, kitap okudum, dinlendim. Canımın sıkıldığı vakitler o da kendi lisanıyla bana öğütler verdi. Yalnızmış gibi gözüken bu ağacın dalları gökyüzünü selamlarken, kumların altında kaybolmuş köklerinin bir kısmı denize doğru yol almış, bir kısmı da toprağa sımsıkı sarılmıştı. Tek başınaydı ama yalnız değildi.

548361_10151632468213100_930940061_n

4. Capri Adası, İtalya.

Bu yıl bahar aylarında gerçekleştirdiğim Napoli ziyareti sırasında Capri adasına günübirlik bir kaçamak yaptım. Capri herşeyiyle beni büyülemişti, elimde olmadan aşık olmuştum. Burası, bu güne kadar gördüğüm en temiz, berrak sularla çevrili adaydı. Öyle ki yaklaşık 3 saat süren adanın çevresini dolaştığımız tekne turunda hiç bir denizde rastlamadığım renklerle karşılaştım. Sanki Akdenizin lekesiz sularının altında bir zümrüt ve safir madeni yatıyordu. Güneş ışınlarının suyun yüzeyine değdiği her yerde, gözlerimi alamadığım mükemmel mücevher tonlarında denizin devinimini izlemek benzersiz bir deneyimdi. Adayı terketmeye bir saat kadar kala, limana komşu çakıl plajlardan birinde zaman geçirmek ve denize girmek istedim. Aylardan mayıstı, suyun sıcaklığı bana göre idealdi. Eğer sadece kumu olan plajlardan denize girerim diyorsanız burası pek de size göre olmayabilir. Zira burada denize girebilmek için koylardaki çakıl taşı plajlardan, ya da adanın bazı yerlerinde gördüğüm kayalıkların üzerine kurulmuş platformlardan başka seçenek yok.

10156102_10152173365418100_9003167521098832327_n

5. Golden beach, Thassos, Yunanistan.

Upuzun bir kumsal.. İyi organize olmuş, düzenli ve temiz plajlara ev sahipliği yapıyor. Tepelerden başlayan ormanların neredeyse sahile kadar indiği, yeşili bol olan büyük bir koyda yer alıyor. Genellikle yoğun olan kumsalın ortalarına doğru, adanın tek 5 yıldızlı oteli olan Alexander Butik oteline ait plajın hemen yanındaki küçük özel plajı tercih etmiştim. Bu tercih bana Egenin kristal sularının yanı başında sakin ve keyifli saatler geçirmeyi garantilemişti. Akşam yaklaşırken, plajların tenhalaşmasıyla birlikte kumsal, uzun ve dingin yürüyüşlere davet çıkarıyordu.

993676_10151632463793100_956659144_n