Japonya seyahatimin en can alıcı duraklarından birisi Hiroshima’ydı. Görkemli kraliyet şehri Kyoto’yu arkamda bırakırken, bir çok unutulması imkansız anılarla örülmüş dimağım, ilahi ve romantik bir aşkın pençesine düştüğüm bahçelerinde zen tapınaklarının arındırıcı enerjisi ile sarmalanmış ruhum, 2 saat süren bir kasırganın etkisiyle sarsılmış bedenimle Hiroshima şehriyle tanışmaya tamamıyla hazırdım.

Gece treni beni Hiroshima tren istasyonuna bıraktığında saat 12′ye yaklaşmaktaydı. Şehrin başka bir yakasında bulunan otelimi Barış anıt parkına yürüme mesafesinde bir yerden seçmiştim. Yeryüzünde nükleer saldırıya uğramış ilk şehir olan Hiroşima’nın merkezinde, beraberinde büyük bir yıkımı ve travmayı birlikte getiren bu olayın kurbanlarına adanmış çok geniş bir arazi üzerine kurulmuş park, barış içinde yaşamanın vurgusunu yapan heykeller ve anıtlardan oluşuyor. 1954 yılından beri yanan Barış ateşi, Hiroshima iç deniz açıklarındaki Miyajima adasında 1200 yıldır yanmaya devam eden, japonların sonsuz alev olarak adlandırdığı ateşten tutuşturulmuş. Yaklaşık 140.000 kişinin etkilendiği atom bombası saldırısının en masum kurbanları olan çocukların ruhlarının anısını taşıyan anıtı yaptıranların dünyanın 9 farklı ülkesinden çocukların olduğunu, anıtın tasarımının da bir japon ilk öğretim öğrencisine ait olduğunu öğreniyorum. Barışın ve sevginin, çocukların kalbinde saf haliyle varoluşunu çok güzel bir biçimde ifade eden bir eser. Ellerinde taşıdığı turna kuşu ile kolları gökyüzüne uzanmış bir çocuk, biraz ileride ise küçük ölçeklerde yapılmış turna origamilerinden binlercesi başka heykellerin önünde uzanmakta. Otel odamda masanın üzerine yerleştirilmiş mavi turna origamisi ve yanına iliştirilmiş nottan turna kuşunun bu ülkede barışı temsil eden bir sembol olduğunu öğreniyorum. Bin tane turna origamisi yapılıp bir yere bırakıldığı takdirde oraya barış getirdiğine inanılıyor. Dua etmenin çok naif, yaratıcı bir üslupla yapılanı olarak gördüğüm bu eylemi evimde de yapacağım diyorum bir gün içimden. Hiroşima gibi büyük bir travmanın hala etkilerini ruhunda taşıyan bir nesilin yaşadığı bu şehirde, hemen her şeyin dostluğa, barışa ve hep birlikte özgürce yaşamanın değerine yapılan samimi vurguyu taşıması, nükleer ya da değil, bütün savaşların insanlığın yüz karası olduğunu anlatması, bunun yanı sıra kindarlık, izolasyon ve düşmanlığı besleyen bir anti tavır sergilemek yerine japonların geçmişten beri sahip olduğu o güçlü, her şeye rağmen var olma kudretini taşıyan duruşunu görmek, Japonya seyahatimin aklımdan hiçbir zaman silinmeyecek deneyimlerinden biriydi.

IMG_5066-001

IMG_5209-001

IMG_5054-001

IMG_5208-001

Nisanın ilk aylarıydı ve kiraz ağaçları tamamen çiçeklenmişti. İç denize dökülen ırmağın iki yanında uzanan parkın sağ tarafında kalan atom bombasının yıkıma uğrattığı bir binanın iskeleti, nükleer silahların yıkıcı etkilerini gelecek nesillere gösteren bir anıt olarak parkın merkezinde dikkat çekiyor. Nehrin ikiye ayırdığı parkın iki yakasını birleştiren köprülerden birinin üzerinde, atom bombası saldırısının akabinde köprünün aldığı hali gösteren, siyah beyaz bir fotoğrafla karşılaşıyorum. İçinde herhangi bir insan, bir can izi bulunmayan bu kareden yayılan soğukluk bana o kadar büyük bir acı veriyor ki orada ağlamaya başlıyorum. Güneş gözlüklerimin gizlediği gözyaşlarımın eşliğinde nehrin kenarında yürürken, bütün şehrin bembeyaz binaları kefenine bürünmüş anıları taşıyor gibi geliyor bana. Yanımdan ağır ağır bisikletiyle geçen yaşlı bir kadının beyaz ve donuk yüzünün gerisindeki derinleşmiş kasveti ve dinginliğin bir arada oluşunu görüyorum ve bu bana tekrar güç veriyor. Öğle saatlerinde Miyajima adasına gitmek üzere feribota binerek Hiroşima’dan ayrılıyorum.

IMG_5083-001

IMG_5116-001

IMG_5129-001

IMG_5140-001

IMG_5147-001

IMG_5180-001

IMG_5192-001

Japon tarihinin büyük bir kısmında kutsal olarak kabul edilen adada binlerce yıl sadece budist mistiklerin yaşamasına izin verilmiş. Adanın sahilinde yer alan Itsukushimajinja tapınak kompleksi ve biraz ilerisindeki Torii kapısı adanın en büyük değerlerinden. Suyun yükseldiği sabah saatlerinde Torii kapısının denizin içinde yüzer gibi görüntüsü Japonya’nın en fotografik sahnelerinden biri. Öğleden sonra geç saatlerde sular çekildiğinde kapının yanına gitmek mümkün. Şinto inancına göre tanrının ulakları olduğu için dokunulmaz olan geyikler bugün de japonyanın doğal alanlarında özgürce koşmaya devam ediyor. Miyajima adasında yüzlercesini gördüğüm bu sevimli canlılar en çok dere kenarlarında, turistlerin çok olduğu yerlerde ve sakura ağaçlarının etrafında dolaşıyordu. Yalnız başıma dolaştığım adada zaman zaman bana yol arkadaşlığı ettiler. Adanın tamamını keşfetmenin en azından bir haftayı aldığını bilerek geldiğim burada hedefim Misen dağına tırmanmak, bilge Kobo Daishi’nin hayatını geçirdiği ve sonsuz ateşi yaktığı tapınağı ziyaret etmek, adanın doğasıyla daha fazla vakit geçirmek 3 ana trekking rotasından birini seçip orman yürüyüşü yapmaktı. Misenin zirvesine çıkmak için önce 30 dakikalık bir yürüyüş, ardından 20 dakikalık muhteşem manzaralı bir teleferik yolculuğu yaptım. Teleferikten indiğimde uzunca bir süre kendimi çekilmekte olan okyanus sularının aheste salınımlarını izlemekten, uzaklardaki irili ufaklı adacıkların süslediği açık mavi engin güzelliğine dalmaktan alamadım.

IMG_5148-001

IMG_5160-001

IMG_5161-001

8. yüzyılda yaşamış bir sanatçı, şair, budist rahip, bilim adamı olan Kobo Daishi’nin tapınağına vardığımda, 1200 yıldır yanmakta olan sonsuzluk ateşinin başında bir süre oturup, üzerinde her hastalığa ve derde şifa olduğu söylenen, siyah bir kazanda kaynamakta olan suyun fokurtusunu dinlerken buluyorum kendimi. Tırmanış yorgunluğunu üzerimden atar atmaz bir mum alıyorum ve sonsuzluk aleviyle tutuşturup en büyük dileğim için orada dua ederek dağın en yüksek noktasına tırmanmak üzere yola çıkıyorum. 30 dakikalık dik bir yürüyüşün ardından zirvedeydim. Manzara muhteşem, atmosfer kelimenin gerçek anlamıyla Zen. Büyükçe bir kayaya oturup gözlerimi kapatıp mekanın ruhunu içime almak için kalbimi buraya açıyorum. Yüreğim ve zihnim genişlemiş bir halde zirveden ayrılırken, yaklaşık 3 saat sürecek ve beni adanın merkezine götürecek yürüyüşe hazırdım. Büyük bir sessizlik içerisinde bütün dikkatimi doğaya vererek gerçekleştirdiğim bu gezi, içinde yaşadığımı doğanın ve çevrenin bir parçası olarak, en temiz ve yaşamsal içgüdülerimle var olabilmenin gerçekliğini ve kaçınılmazlığını bana öğretti.

Çok güzel ağaçlar, kayalar, sessiz sessiz akan dereler eşliğinde ferah bir yürüyüştü. Ben, doğa ve ortada paylaşılan ama varlığı bilinmeyen çok büyük bir hakikat… Benim için Miyajima adasının özeti bu duyguydu. Ben buraya kulak vermiştim, o da karşılığında bana bütün güzelliklerini sunmuştu. Beni buraya ulaştıran güce defalarca teşekkür ettim. Ayrılık vakti geldiğinde, feribotta Hiroşima’ya geri dönerken arkama bakma ihtiyacı hissetmeyecek kadar adayı içime almıştım bile…