2008-02-26 Austria Salzburg HDR Fortress Hohensalzburg from Mönchsberg

Hazır Almanya’nın Münih şehrindeyken günübirlik bir kaçamak yaparak Avusturya sınırının ötesine geçip farklı bir şehir daha keşfetmek arzusu beni Salzburg’a sürüklerken zihnimden Mozart’ın melodilerinden başka bir şey geçmiyordu.

Neredeyse 120 km uzunluğundaki Münih-Salzburg tren yolu hattı, baharın gelişiyle yeşilin en parlak ve doygun tonlarını taşıyan Alp kırlarının ortasından dolaşarak bizi hedefimize yakınlaştırırken, bir yandan muhteşem manzaralar sunuyordu. Bitmesini istemediğiniz yollarda sonu pek düşünmeden öylece giderken etrafınızı saran doğal güzellikleri izlemekten, takdir ve hayranlık duygularıyla dolmaktan başka bir şey elinizden gelmez. Yollarda an duygusuna kendimizi teslim etmek nispeten kolaydır, bazen de kaçılmazdır. Her halükarda en eşsiz hatıralar an’a teslim olduğumuz bu zamanlardan müteşekkildir çoğu zaman.

Salzburg tren istasyonundan eski şehir merkezine yürüyerek geçmeyi tercih ediyoruz. Bulutlu ve arada hafifçe yağan yağmura rağmen, şehrin dış mahallelerinden dolaşarak tarihi Salzburg’a ulaştığımızda Salzach nehrinin iki yakasında Alp dağlarının yamaçlarına uzanmış, gotik, romanesk ve barok yapıların kendilerini çevreleyen doğayla bütünleşen formlarında 17. ve 18. yüzyılların izini sürme isteği uyandıran çekici bir şehir merkezi ile karşılaşıyoruz.

Getreidegasse caddesinde ilerlerken, tarihi kiliselerin uzun çan kulelerinin gölgesinde eskiyi solumak isteğiyle doluyorum. Fakat yol boyunca sıralanmış dükkanlar ve bu çevrede alışveriş yapmaya gelen kendi popülasyonu ve turistik kalabalık buna izin verecek gibi gözükmüyordu. Yine de daracık geçitlerinde ve sokaklarında hayatın renkli ve sessiz akislerine kulak vermeyi ihmal etmedim. Çiçekçi dükkanları, çikolatacılar, müzik shoplar, saraylara yakışır zengin ve zarif detaylarla oluşturulmuş takı dükkanlarına uğramadan edemedim. Mozart’ın doğduğu, büyüdüğü ve 17 yaşına kadar hayatını geçirdiği 9 numaralı binayı geçtikten bir süre sonra, hemen her köşe başında evlerden ve işyerlerinden usulca yükselen klasik müziğin çağrısına dayanamayarak girdiğim bir müzikal dükkandan aldığım 3 CD den oluşan “Die schmnsten Werke” albümü oradayken yaptığım tek alışveriş oldu.

Tren yolculuğu ve ardından şehrin sokaklarında tabanlarımıza kuvvet yürüyüşün ardından sıcak bir kahve ve yanında taze fırından çıkmış bir şeyler yeme isteğiyle etramıza bakınırken, Cafe Tomasell’nin sofistike iç mekanının davetine kapılarak kapıdan adımınızı atıyoruz. İçeride bütün masalar neredeyse dolu. Kısa bir süre içinde tercihimizin ne kadar yerinde olduğunu mekanı tanımaya başladıkça, servis edilen kahvenin dayanılmaz lezzetini alır almaz ve masalara büyük tepsilerle getirilen kekler ve tatlılar dünyasına adım attığımızda anlıyoruz. Seçimimi klasik bir Viyana usulü kekten kullanıyorum. 1705 yılından beri aynı yerde var olan Cafe Tomasell, meğer şehrin en eski kafesiymiş. Kristal avizeler, eskitilmiş ahşap masalar, garsonların giysileri, dekorasyon ve sunum dahil her şey çok aristokratik. Uzun süre maruz kalındığında can sıkıcı hale gelebilecek türden bu aristokratik duruşu, Salzburg’un en köklü ve tarihi mekanlarında, seçkin dükkanlarında alışveriş esnasında konuştuğunuz eski Salzburgluların tavırlarında derinden hissetmek mümkün.

Cafe Tomaselli, Salzburg

Salzach nehrinin sağ yakasında, içindeki kalesiyle ve şaşırtıcı güzellikteki düzenlemesiyle Mirabell bahçeleri şehrin görülmeye değer en güzel yerlerinden. Çok geniş bir alana sık aralıklarla yayılmış çiçek bahçeleri arasında, “dünya üzerindeki evlenilecek en güzel mekan” payesine sahip bir seremoni mekanı olan mermer salon dikkat çekiyor. Bir yıl ve daha öncesinden evlilik töreni için rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Yabancılar için de açık olan salonda ingilizce ve almanca dillerinden herhangi birinde evlilik töreni gerçekleştiriliyor.

Schloss Mirabell / Marmorsaal

Hohensalzburg, şehre tepeden bir bakış atan Avrupa’nın en eski ortaçağ kalelerinden birisi olarak, kısa ama dik bir tırmanışın sonunda vaatettiği manzara ile sarfettiğiniz çabaya ve yorgunluğa değecek, gidilesi, görülesi bir yer. Salzburg’un tamamını ve hemen yanı başında yükselen kuzey alplerinin tanrısal güzelliğini izlemek için buradan daha güzel bir nokta olamaz.

Salzburg, HDR Hohensalzburg

Akşam trenini yakalamak üzere istasyona geri dönerken hava neredeyse kararmıştı. Arkada bıraktığımız yerin önemi, yazıya başlarken belirttiğim gibi, benim için Amadeus Wolfgang Mozart’a ilham vermesi ve bu müthiş dehayı yetiştirmesinden kaynaklanıyordu. Bu satırları yazarken fondaki müziğim, büyük sanatçının bitiremeden hayata elveda dediği son şaheseri, kelime anlamı olarak ağıt anlamına gelen Requiem’dir.

Kendi ifadesiyle; “korkarım ki bu ağıtı kendim için besteliyorum” diyerek ölümü karşılamış bu büyük insanın anısına, bir kez daha…

http://www.youtube.com/watch?v=VvNDgPyQ8QI