Liguria denizinin kuzey batı sahilinde, sarp, yabanıl bir arazi üzerinde kurulmuş beş eski köyü de içine alan eski bir italyan yerleşim ve sayfiye yeri olan Cinque Terre, Unesco’nun doğal ve kültürel miras listesinde yer alıyor. Cinque Terre’nin beş köyü Monterosso, Vernazza, Corniglia, Manarola ve Riomaggiore’den başka daha kuzeydeki Portofino, Rapallo ve Recco’yu da kapsayan, kısa ama gerçekten büyüleyici bir rota olan Cenova – Levanto sahil yolunu katetmek, güneyinde ise Porto Venere’yi ziyaret etmek bir anlamda Cinque Terre temalı bir seyahatin tamamlayıcıları sayılabilir.

cinqu2

Cinque Terre’ye ulaşımın en kolay yolu, uluslararası bir hava limanına sahip olan Cenova’dan geçiyor. Cenova’dan gün içinde 5-6 kez kalkan Pisa yönündeki tenlerden biriyle bir bucuk saatte köylerden en büyüğü olan Monterosso’ya ulaşmak mümkün. Diğer köylere gidebilmek için aynı tren istasyonundan diğer dördünün istasyonlara uğrayarak yola devam eden, ortalama yarım saatte bir geçen iç hat trenlerinden birine binmek en pratik ulaşım yöntemi.

cinqu1

Arkadaşım ve ben ağustos ayında yapmayı düşündüğümüz bu tatil için aylar öncesinden Cinque Terre ve civarındaki otelleri ve diğer konaklama opsiyonlarını araştırma başlıyoruz. Internet üzerinden devam eden arayışımız, doğaya yakın, gurme tatların peşinde, tarımsal ve kültürel temalı bir ziyaret yapma isteğine eşlik eden deniz-kum keyfini de yaşama düşüncesiyle bütünleşerek bizi bütün bu aktivitelerin merkezinde olan Monterosso köyünde 2 yatak odalı, geniş balkonlu bir daire kiralamaya yönelttiğinde, ne kadar doğru bir seçim yaptığımızı oraya gidene kadar anlamıyoruz bile.

Monterosso da dahil olmak üzere bütün köyler motorlu araç trafiğine kapalı. Bu yüzden arabalarıyla gelenler Monterosso girişinde kilometrelerce uzayan açık otoparka ya da köyün hemen girişindeki oldukça pahalı kapalı otoparka park etmek zorundalar. Köyün her noktası yürüme mesafesinde. Biz de küçük italyan evimize köyün girişinden on dakikalık bir yürüyüş sonunda vardığımızda beklediğimizden daha zevkli ve elegan döşenmiş odalar, Liguria mutfağının ürünleriyle doldurulmuş bir buzdolabını da içine alan geniş bir mutfakla karşılaşıyoruz. Alışılmadık bir romantizmi her köşesinde taşıyan bu evin balkonlu odasına ben yerleşiyorum.

Sonra Monterosso günlerimiz başlıyor: Her sabah kuş ve çan sesleri ile erkenden uyanılır, sokağın karşısındaki markete gidilir, taze fırından çıkmış ekmek ve focaccia alınır. Hayatımda yediğim en güzel domatesleri satan küçük manava kesinlikle uğranır. Taze fesleğen, limon, biber alışverişinin ardından eve dönülür. Yol boyunca hiç tanımadığınız insanlar ‘Bongiorno Sinyorina’ diyerek yanınızdan geçer, içten gülümseyişlerini size de bulaştırarak. Zamanın akışının durduğunu bize düşündüren güneşli balkonumuzda bir saate yayılan aheste kahvaltının ardından, o günün planını uygulamak üzere öğle saatlerinde, enerji dolu ve keşfe hazır vücutlar dışarı atılır.

cinqu5

Köyün tarihi meydanının sağından devam eden yol, bir tünelle Monterosso’nun en büyük plajlarının olduğu kumsallara bağlanıyor. Eskiden daha bakir olduğu söylenen köyün bu kısmının gerçek Monterosso ile pek ilgisi olmasa da hediyelik eşya dükkanları, deniz manzaralı şık otelleri ve restoranları en önemlisi de çok sayıdaki plaj işletmeleri ile turist populasyonunun en yoğun olduğu yer. Baktık ki buralar pek kalabalık, özellikle çocuklu aileler plajları doldurmuş, eski Monterosso’daki kısa bir kumsal şeride sahip, küçük, sakin ama girişi biraz daha pahalı olan plaja yönümüzü çeviriyoruz. Liguria denizinin sularına atlamak bir yığın ipek kumaşın içine kendinizi bırakmakla eşdeğer bir duygu uyandırıyor. Az tuzlu, vücuda tazelik ve zindelik veren ideal bir sıcaklıktaki, kadifemsi yumuşaklıktaki sularından çıkmak istemiyoruz hiç. Havanın kararmaya yüz tuttuğu saatlerde restoranların kapıları müşterilere açılır açılmaz sokakları dolduran yemek kokuları, deniz ve limon kokan bu köye ayrı bir çekicilik katıyor. Bu yüzden en çok upuzun akşamlarını seviyoruz buranın. Pizzeriaları, deniz mahsülleri lokantaları, bruschetta barlarının yanı sıra daha mütevazi ev yemekleri yapan küçük işletmeleriyle de akşam yemekleri için sonsuz seçenek sunuyor.

Monterosso’nın en kuzey ucuna doğru ilerlerken köyün yokuşlu yolları beni bir gün panoramik manzaralı bir tepeye çıkartıyor. Liguria denizini ve bütün Cinque Terre’yi içine alan muhteşem manzarasını hayranlıkla izliyorum. Biraz daha yürüyünce yol beni Monterosso mezarlığına götürüyor. Ve hayatımda gördüğüm bu en ilginç, çok raflı bir kütüphaneyi andıran mezarlık sistemini incelemeye ve mezar taşlarını okumaya dalmışken mezarlığın sonundaki kiliseye kadar yürümüş oluyorum. Yaz akşamlarında bu kilisede barok konserlerin icra edildiğini öğrensem de sonradan herhangi birini dinlemek için tekrar buraya gelmeye fırsatım olmuyor.

cinqu7

Köyler arasındaki mesafeleri trenle katetmek en makul yol olsa da deniz manzaralı, uçurumlu tepelerin üzerinden devam eden inişli çıkılı patikalar bütün köyleri birbirine bağlıyor. Bütün köyleri içeren rota toplam bir günü alabilir. Ben ve arkadaşım Monterosso’nun komşusu Vernazza’ya gitmek istediğimizde bu patika yolu tercih ediyoruz. Ona göre tahmini varış süremiz 45 dakika, bana göre ise bir saat iken biz neredeyse 2 saat sonra ancak Vernazza’ya ulaşabiliyoruz. Yolun ilk yarısı biraz daha zor, toprak bir yolda sürekli yokuş yukarı tırmanışın bir noktasında, tek başına bir tezgahın başında bekleyen köylü amcanın limonatasından ve yöreye has buz gibi limencellosundan içmek üzere mola veriyoruz. Günbatımını diğer köyde yakalamak için aceleyle bu sefer yokuş aşağı yürüyüşümüz başlıyor. Köyün dış kısımlarındaki mahallelerine varıyoruz nihayet. Evlerin arasındaki dar geçitlerden meydana ulaştığımızda gün neredeyse bitmişti. Hava tatlı bir serinliğe dönmüş, gökyüzü pastel tonlarındaki elbisesini çoktan giymişti bile. Burada, ben, arkadaşım ve trekking esnasında tanıştığımız Yeni Zelanda’lı bir diğer gezginle sahildeki restoranlardan birinde yemeklerimizi yerken yorgunluktan eser kalmıyor. Vernazza, tarihi bin yıl öncesine dayanan eski bir liman köyü. 13. yüzyıldan kalan kilisesi Santa Margherita d’Antiochia köyün tek meydanı olan Marconi meydanındaki en ilgi çekici mimari eser. Köyün sahili tamamen liman olarak kullanılıyor, denize girmek için kuzey yönündeki tek ve küçük çakıl plajdan başka bir seçenek sunmuyor.

cinqu3

cinqu6

Bir başka gün Monterosso’dan trene binip iki durak sonra Corniglia’ya, diğer bir köye geçiyoruz. Corniglia’nın farkı denizin kenarında yükselen kayalık bir arazinin üzerinde kurulmuş olması. Diğerleri gibi bir sahil köyü olmadığı için denizle direk ilişkisi olmayan bu köyün bereketli toprakları üzerinde tarım çok gelişmiş. Üzüm bağlarıyla meşhur bir yer. Corniglia benim Monterosso’dan sonra en çok sempati duyduğum köy oldu. Burada yemek kültürü daha çok öne çıkıyor. Müzik eşliğinde yemeklerin yendiği çok zevkli restoranlar, insanları birbirine yakınlaştıran daracık sokaklarında küçük barlar, kafeler, gelato dükkanları turistlerden çok italyanlarla dolu. Bu lokal havayı solumak için merdivenli sokaklarında amaçsızca gezerken yol sizi denize bakan teraslara çıkardığında daha çok mutlu oluyorsunuz. Corniglia’da sessiz, karanlık bir terasda milyonlarca yıldızın altında uzanıp göğün sonsuzluğunu ürpererek hissettiğim gecenin ardından oradan ayrılırken, bana verdiği sükunetten dolayı bu köyü daha da çok seviyorum.

cinqu8

Ertesi gün ikinci bir doğa yürüyüşü için kendimizi zinde ve hazır hissediyoruz. Trenle Corniglia’ya geçip oradan güneydeki iki sonraki köy Riomaggiore’ye yürümeye başlıyoruz. Bu rota diğerinden daha da dik, zorlu bir rota. Yol üzerinde sarp kayalıkların içinden geçerken zorlansak da sağımızda kalan sonsuz maviliğiyle deniz ve gökyüzü gezimizi keyifli hale getiriyor. Sık sık mola verip manzaraya odaklanıyoruz bu yürüyüş sırasında. Ortalama bir saat on beş dakika sonra Riomaggiore’ye varıyoruz. Yine çok eski bir yerleşim yeri, beklediğimizden büyük bir köy ve hatırı sayılır bir nüfusu var. Balıkçılık hala başlıca geçinme yolu. Sahile yakın sokaklarda evlerin önüne park edilmiş balıkçı tekneleri görüntüleriyle bizi şaşırtıyor burası. Denize yaklaştıkça teknelerin sayısı artıyor, salaş balık restoranlarından gelen güzel kokular yoğunlaşıyor. Bütün cinque terre seyahatinin belki de en özel, en Ligurian yemeğini burada yiyoruz. Riomaggiore açıklarında tutulmuş günlük balıklardan oluşan karışık tabağımızı bitirmekte zorlanmıyoruz. Riomaggiore’yi kendinden bir önceki köy Manarola’ya bağlayan yürüyüş yolu’na Via dell’Amore yani ‘Aşk yolu deniliyor. Bu yolda yaptığımız kısa bir gezinti sırasında gördüğümüz, sahil boyunca denize bakan demir korkuluklara asılan aşk kilitleri bu yoldan geçen sevgililerin sıklığını ele veriyor.

cinqu9

cinqu4

Aynı günün akşamı Cinque Terre rotasının son köyü Manarola’da buluyoruz kendimizi. Bu bölgenin belki de en fotojenik, en estetik ve güzel köyü olmalı kendisi. Köyün kuzeyine doğru ilerleyip makul bir uzaklığa ulaştıktan sonra Manarola’ya tekrar baktığınızda italyan rönesans sanatçılarından birinin elinden çıkmış bir tablo gibi, gecenin siyahına karışmış soluk sokak ışıklarının altında renklerin birbirine sarıldığı epik bir görüntü ile karşılaşırsınız. Cinque Terre günlerinin bu son anlarını, denize sırtımızı vererek, Manarola’yı yüzümüze alarak, yanımızda oturan bir çiftin mini radyosunda çalan nostaljik italyan şarkıları eşliğinde, hüznün ve neşenin birbirine karıştığı bir duyguyla geçiriyoruz.

cinqu10